Geçtiğimiz haftalarda bize ilham olan bir kadın ile tanışmıştık. Kendisi ile röportaj yapmak istediğimizi söylediğimizde bizi kırmadı ve başladı anlatmaya.

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Mottom: Sürdürülebilir bir yaşam için denge. Ben, kadınların yaşamındaki dengeyi fark ettiren, gösteren, sağlatan çalışmayan bir annenin kızıyım. Kendimi bildim bileli “Kız çocuğu çalışmalı, eline ekmek parasını almalı” cümlesiyle büyüdüm. Bizim evin ninnisi uyusun da büyüsün yerine kadın çalışmalıydı. Her gün mutlaka söylenirdi. Fakir olduğumuzdan ya da babamın para vermemesinden değildi annemin üretme isteğindendi. Anne bize hikâye anlatır mısın dediğimizde annem; lisede İzmir’e çalışmaya gittiğini, dedemin kendisini çalıştırmadığını, tekstil öğretmeni olmak gittiği okul gezilerini, atölyelere katılmak istediğinde abisinin göndermediğini, üniversite sınavına girmek istediğinde “Sen ne yapacaksın ki? Tekstil öğretmeni olup terzi mi olacaksın?” öykülerini anlatırdı. Hep üretmek, çalışmak istemiş ama abisi, babası, sonra da babam izin vermemiş. Babamla nişanlanınca çok sevdiği işten ayrılmış, sonra çalışması için birçok fırsat olsa da babam “Benim kazandığım para bize yetiyor, sen çocuklara bak” demiş. Bu bakış açısıyla düşününce çalışamamış, içinde kalmış, masallara, hikayelere konu olmuş bir evde büyüyen, benim en iyi bildiğim konu “Kadın çalışmalı ve üretmeliydi” Kadın üretmeliydi, çeşit çeşit yemek yapıyor, kendini beğendirmeye çalışıyor, ev işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor, her gün süpürge tutuyor çünkü bir şeyler yaptığını göstermeye, kendine kanıtlamaya çalışıyordu ve ev işi nankör deyip, üzülüyordu.

Peki siz, nasıl bir hayat istiyordunuz?

Tabii ki okuyacaktım. Anadolu Lisesi’ni kazandım, ailemden ayrı okudum. Her tatilde eve gittiğimde aynı manzara. Üretmek isteyen bir anne, potansiyelini farklı şekillerde gösteren bir kadın. Bu bilinçle yola çıkarak eşimle tanıştım, bana evlenme teklif etti ve benim ilk cümlem “Çalışmadan olmaz” idi.
İş buldum ve üç ay sonra evlendik. Evlendikten beş yıl sonra oğlum oldu. İstanbul’da yaşıyorduk. Benim İzmir-İstanbul ve Çorlu arasında bir rutinim vardı. Haftada iki gün İzmir, bir gün Çorlu, iki gün de İstanbul’daki ofislerde çalışıyordum. İlk zamanlar bakıcı ve oğlumla, sonrasında tek başıma gitmeye başladım. “Etrafta çok yoruluyorsun, başka iş yok mu, çocuğun doğdu hala aynı tempoda mı çalışacaksın? Tempoyu biraz düşürmek ister misin? Biraz ara mı versen? Ne zamana kadar sürecek bu yoğunluk?” gibi cümleler duyuyordum. Bir taraftan içime kazınmış, kanlarımda dolaşan annenim sözleri, diğer taraftan yaşadıklarım, arada kalmalarım, bakıcı ile iletişim tarafı. Bu arada eşim de işi gereği sürekli seyahat ediyordu. Onun iş planı, benim iş planım, birlikte organize etmeye çalışmalarımız. Dışardan fedakarlık yapmayan, durmadan çalışan, çocuğu da bakıcılarla büyüten anne imajı ve laf çarpıtmalarına rağmen bildiğim bir şey vardı:

Nasıl başladınız bu hayalinizi gerçekleştirmeye?

Çocukluk hikayem, inada ve direnmeye dönmüştü ve hayatıma çeki düzen vermenin zamanı gelmişti. Nereden başlayacaktım. İş hayatında henüz sekiz yıllıktım, harika bir pozisyonda, maddi olarak da manevi olarak da tatmin görünüyordum. Manevi olarak pek de tatmin değildim aslında, sadece çalışmalıyım, çalışıyorum, başarılıyım kutusunu dolduruyor, denge kutusunu boş bırakıyordum. Yarım yamalak yaptığım spor, kendine vakit ayırma, hepsi birer araya sıkıştırılmış faaliyetler olarak tik atma listesine ekleniyordu. Tik atmak mı, gerçekten yaşamak mı? Ruhumu doyurmak için mi yaşıyordum, egomu doyurmak için mi? Egom doyuyordu. Bu konuda koçluk eğitimi aldım, kendi inanç sistemimde annemin rolünü fark ettim, çocuğumla nasıl vakit geçirmek istediğime ve işime nasıl koala gibi yapıştığıma bakınca gördüğüm en önemli kare, işine ve ailesine yapışık, kendinden ayrık bir anne… İçinde kadın kimliği yok, anne ve iş kimliği var. İsteklerime, kendi alanıma, yapabileceklerime, yapamayacaklarıma bir bir baktım. O güzelmiş sözü yerine ben bunu yapabilirim, ben bunu sürdürebilirim gözüyle hayata baktım. Zumba zevkliydi benlik değildi. İşimi yeniden yaratmam gerekiyordu, en zorlu olanı da burasıydı, bu zorlu yolculuğa sevdiğim işi meslek haline getirmekle başladım. Nice kapılar çaldım, nice görüşmeler yaptım, işimi de kurdum. Bu süreçte eşim ve ailem benim tutkum karşısında şaşkın, sessiz ve endişeliydiler. Onlara göre güzelim işini, koltuğunu bırakan, kendi işini kurmaya çabalayan ve adı sanı ne olduğu belli olmayan bir konuda hayal kuran hayalperesttim. Hayallerim gerçek oldu. İşimi kurduktan sonra, evdeki düzeni de kuran ben, dün geçmiş inançlarımdan arınarak, annelik kavramına yeniden hayatta bakarak, çevremde bu konuyla ilgili örnek gösterilmeye başladım. Arkadaşlarım, “Sen nasıl yaptın? Sen yapamazsın demiştik, helal olsun sana” dediler. Ben de kendime şaşırıyordum. Başarmak şaşırtmaktı. Ben de yapabildiklerimle şaşırtmıştım şimdi yeni kişileri şaşırtma zamanı gelmişti. Bunu yaşayan bir tek ben değildim. Etrafımdaki kişilerle konuşmaya, haberleşmeye başladık. Her dokunduğum kişinin cildi parlıyor, ruhu yenileniyordu. Gruptaki kadınların hikayeleri birbirimize merhem oluyor, hatta bazılarının yarası açılmadan kapanıyor, acılarımız birbirimizin sevgisiyle harmanlanıyordu. Kendi dönüşümümle birlikte başkasının dönüşümüne de hizmet edince, evden ayrıldığımdan beri bana eşlik eden günlüğümün kapısını çaldım. 12 yaşından beri yazan ben, artık yaşadıklarımdan yola çıkarak, tüm çalışan annelere “İş’te de varım, ben anneyim” deme zamanı gelmişti. 2017 yılında ilk kitabımı çıkardım. Kitabımın da bambaşka insanlara dokunmasını istediğim için gelirini Otizim Aile Derneği’ne bağışladım. İlk kitabımda çalışan anneler; annelik kavramını, anneliğin öğretilerini ve denge kavramını sorguladılar. İkinci kitabımda da çalışan annelere bir dönüşüm rehberi niteliğinde bir kitap hazırladım. Kendimi Özledim kitabının gelirini dönüşümün kız çocuklarından itibaren olacağına inandığım için Türk Eğitim Derneği’ne bağışladım. İlk kitabım o kadar güçlü bir kökten besleniyordu ki 2019 Kasım ayında Gürücüye çevrildi ve Gürcistan’da da Otizm Vakfına bağışlandı.

2008 yılından itibaren kadına yönelik çalışmalar yapıyor, kadının iş hayatında olması için onlara yönelik semineler, eğitimler düzenliyor, bireysel ve grup koçlukları yapıyorum.

Kadınlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Kadının değişim ve dönüşümü denge ile yapabilirse sürdürebilir oluyor. Denge olmazsa yaşam sürdürülebilir olmaz. İş hayatında olacağız, olmaya da devam edeceğiz çünkü bu ülkenin en önemli beşerî kaynağı insandır, insanın potansiyelini kullanması ülkenin kalkınma ve refahını artıracağına inanıyorum.