Bu hafta, bütün gençlere umut olmasını arzu ettiğimiz bir röportajımız var.

Nerede dünyaya geldiniz?

Merhaba, Ben Adıyaman’ın Gerger İlçesine bağlı küçük bir köyde doğdum. Lise eğitimime kadar orada yaşadım.

Köyde nasıl bir hayatınız vardı?

Yaklaşık otuz hanelik, etrafı dağlarla çevrili olan köyümde; sabah ve akşam arasındaki süreçte çocukların sokakta oyun oynadığı annelerin ise genellikle tarla işleriyle meşgul olduğu bir köy hayatıydı. Dışarıdaki dünyayla tek bağlantımız televizyondu. O zamanlara dair hatıralarım  dağlar, toprak ve ağaçlara dair. Ortaokulu da bize yakın olan bir başka köyde taşımalı eğitim ile bitirdim. O zamanlar her sabah uyandığımda beni karşılayan Kımıl dağı; aşmak istediğim, ötesindeki hayatı merak ettiğim ve yaşamak istediğim hayata dair bir engeldi benim için. Köydeki hayatım hayallerime sığınıyordu çoğu zaman.

Gelenekler, aile kültürü, çevre gibi faktörler hayatınızı nasıl etkiliyordu?

Benim ilkokulda okurken hiç kadın öğretmenim olmadı. Ortaokula başladığımda İngilizce öğretmenim kadındı. Tabii o zamanlar hem ergenlik döneminde olmam hem de genellikle gördüğüm kadın profillerinin köy kadını imgesinden ibaret olmasından dolayı İngilizce öğretmenim; Elif Hocam müthiş bir model olmuştu benim için. Erkek egemen bir toplumda doğuyorsunuz, yetişiyorsunuz ve bir anda hiç alışık olmadığınız bir kadın protitipi ile karşılaşıyorsunuz. Kımıl dağının ötesine geçme hayalim Elif hocamla karşılaşmamla iyice pekişti. Ben de okuyacak; bir meslek sahibi olacak; onun gibi adaleti doğruyu, sevgiyi  gittiğim her yere götürecektim güçlü bir kadın olarak. Ancak ortaokulu bitirmemle beraber geleneğin ve kültürün gerçek baskısını hissettim. Okumama, bir liseye gitmeme izin verilmiyordu. Çünkü kız çocuğuydum ve o zamana kadar köyden tek bir kız çocuğu bile liseye gönderilmemişti. Bir çocuk olarak en temel hakkım olan eğitim, kız çocuğu olduğum için ellerimden alınıyordu. Kaderim belliydi: kültürün ve geleneğin daha ben doğmadan benim için hazırlamış olduğu motifleri tek tek örmek; liseye gitmemek, bir meslek sahibi olmamak, 17-18 yaşında evlenmek ve kocamı çalışması için İstanbul’a gönderirken bir taraftan çocuk yetiştirmek, diğer taraftan eve su taşımak ve tarla işlerini yapmak. Benden hayatımı sığdırmamı istedikleri hayat bu kadardı.

O zamanlar en büyük hayaliniz neydi?

Az önce söylediğim gibi en büyük hayalim Kımıl dağını aşmaktı. Bir liseye gitmek ve okumak. 12 yaşında en büyük hayalim buydu.

Ailenizi nasıl ikna ettiniz de İstanbul’a okumaya geldiniz?

Ortaokulu bitirdiğimde babamın ve ailemin beni okula göndermeyeceği gerçeğiyle yüzleştim. Elif öğretmenimin de tayinin çıkmasıyla yıkılmıştım. Hayattaki en önemli modelim, arkadaşım, dostum gidiyordu ve beni bu dağların arasında bırakıyordu. Son görüşmemizde eline bir mektup iliştirdim;

‘’Sevgili biricik öğretmenim, sizi o kadar çok seviyorum ki. Sizden ayrılmak istemiyorum. Ben hayatımda sizin gibi birini görmedim. Allah’a hep dua ederdim inşallah birazcık da Elif hocama benzeyeyim diye. Ama maalesef ki etrafımdaki insanlar buna kesinlikle izin vermiyorlar. Okumak dedim herkes üstüme geldi. Bir insan ben okumak istiyorum diyor diğer insanlar buna izin vermiyor. Ben o kadar çaresizim ki etrafımda bir dostum bile yok. Bugüne kadar o kadar çok ümitliydim ki ailemin beni okutacağından. Ama maalesef ki beni okutmuyorlar. Hayallerim şunlardı; Liseye gitmek, üniversiteye gitmek ve bir meslek sahibi olmak. Eğer ben okumazsam ki zaten okumayacağım, biliyorum ki hayatta  hep bu köyde kalacağım. Ne olacak biliyor musunuz? İki üç yıl babaevinde çalışacağım, 17-18 yaşında da evlilik. Eğer bunlar olursa ben zaten ölmüşüm. Hocam sizden tek bir şey istiyorum. Ben denizde boğulmak üzereyim. Lütfen elimden tutup kurtarın beni.’’

 

 

Bırakmadı elimi Elif öğretmenim, bana sıkıca sarıldı ve elindeki mektupla belediye başkanına çıktı. Belediye başkanının babamı araması da etkili olmadı. Çünkü çevre baskısı çok güçlüydü kadının kim olduğuna ve ne yapabileceğine dair. Ama yılmadı Elif öğretmenim. Tam üç ay boyunca babamı aradı ikna etmeye çalıştı. Ben de üç ay süren sivil itaatsizlik eylemimle babamı ikna etmeye çalıştım. Yemiyor, içmiyor, kimseyle konuşmuyordum. Tabii o zamanlar sivil itaatsizliğin ne demek olduğunu bilmiyordum.  Gandhi’nin tekniği ve Elif öğretmenimin ısrarlı aramaları ile bir sabah babam uyandı ve “haydi gidiyoruz, seni liseye yazdıracağız” dedi. O gün dünya avuçlarımdaydı sanki, çaresizlik dağılmış, yeni bir ufuk belirmişti. 12 yaşında bir kız çocuğunun ve öğretmeninin mücadelesi tek bir kız çocuğunu çıkarmadı o köyden. Gelenek ve kültürde yeni bir anlayış, yeni bir kırılma meydana geldi. Biz bizim için sunulmuş olan kader motiflerini tercih etmeyerek diğer insanların da kendi hayallerinin ve isteklerinin peşinden gitmesine dolaylı olarak neden oluyoruz. Bir yerde meydana gelen  tek bir iyileşme etkisini her yerde görünür kılıyor.

Şimdi neler yapıyorsunuz?

Üniversiteyi İstanbul’da kazandım. Çift anadal programı ile Psikoloji ve Çocuk Gelişimi bölümlerini bitirdim. Şimdi araştırma görevlisi olarak çalışıyorum.

Gelecekteki hayalleriniz nedir?

Yaşadığımız dünya için, her bir insanın refahı ve iyiliği adına çalışmalar yapmak. Bir grubun, bir toplumun görmesin diye ufku gizlemiş olduğu hayatlara başka türlüsünün mümkün olduğuna dair bir aydınlık bırakmak isterim. İnsanın yaşam hakkı en yüce olanı.