Ayşe Tükrükçü’yü Ayşe Arman’ın röportajından tanıdık. Onun yaşadıklarını duyup da etkilenmemek mümkün değildi. 9 yaşındayken amcasının tecavüzüne uğramış bir çocuk çıktı karşımıza. “Keşke annem saçlarımı bir kez okşasaydı” dediği an gözlerinden dökülen yaşlar bizim kalbimizde büyük bir yara açtı. İnanılmaz bir hayata tutunuş hikayesi dinledik. O 9 yaşındaki çocuk, şu an Hayata Sarıl Derneği’nin kurucusu. Sabaha kadar sokak sokak dolaşıp evsizlere yemek dağıtıyor.

Almanya’da dünyaya gelmişsiniz. 9 yaşınız sizin hayatınızın dönüm noktası. Biraz bahsetmek ister misiniz?

Ailem çalışmak için Almanya’ya gitmişti. Gaziantepliyiz aslen. Evde sürekli şiddet görüyordum. Çok mutsuzdum. 9 yaşındaydım. Yaz tatilinde ailem beni babaanemin yanına bıraktı. Amcam da, kendi kızıyla birlikte bizi Antalya’ya tatile götüreceğini söyledi. Nasıl da mutlu olmuştum. Gittik ve öz amcam Ali Rıza, kendi kızının gözlerinin önünde bana her gece tecavüz etti. Önce beni yıkıyordu, kuruluyordu, sonra tecavüz ediyordu. Biliyor musun, ben o gün bugün yıkandıktan sonra kurulanmam. 

9 yaşında bunları yaşadığında her şeyi anlıyorsun, kötü şeyler olduğunu biliyorsun ve “yarın yine olucak mı?” diye düşünüyorsun. Ondan sonra herkesin aynı şeyi yaşadığını düşünüyorsun, normalleştiriyorsun. Aynı şeyleri babam da yapıcak gözüyle bakıyordum. Çünkü onu sana yapan aynı kandan. “Acaba babam da kuzenime yaptı mı? diye düşünüyordum. Ben hayata küstüm, her şeye küstüm. Ekmeğe, suya, yaşama küstüm. Buna rağmen hayattayım. Zaman zaman sustum, zaman zaman ağlayıp bağırdım. Ama burda acıyı çeken bilir burda izinsiz bedene dokunmanın acısını çok çektim.

Yaz tatili bitip Almanya’ya döndüğünüzde ne oldu?

Kimseye söyleyemedim. Evde sürekli dayak yiyordum. Bir gün okulda öğretmenim kolumdaki morlukları farketti ve sosyal hizmetlere haber verdi. Berlin’deki çocuk yurdunda kalmaya başladım ve oradayken tecavüze uğradığımı görevliler anladılar. Mahkemeler oldu. Annem asla yaşadıklarımın doğruluğunu kabul etmedi ve mahkemede “kızım istemiştir” dedi. Oysa ki sadece 9 yaşındaydım. Daha hiç lunaparka gitmemiştim, hiç lolipop yememiştim? İstediğin kadar psikoloğa psikiyatriye git, hangisi bunun acısını değiştirir? Hiçbiri. 

Amcanız ceza aldı mı?

Hayır almadı. İşte o yaşta ne düşüneceksin ki, onurunu mu, haysiyetini mi, şerefini mi, kızlığını mı, çocukluğunu mu, hangi birini?  Benim geleceğim gitti. Anneme isyan ediyorum. Ne evim, ne yuvam oldu. 

Peki sizi tekrar ailenizin yanına göndermişler. Neden tekrar devlet sizi ailenizin yanına gönderdi?

Ben kendi isteğimle dönmek istedim. Küçük kız kardeşim vardı, onu büyütmek istedim. İki kişilik koltukta onu yatırır, küçük tekli koltukta ben yatardım. Kardeş hasreti çekiyordum. Abimi bir daha göremiyeceğim diye dönmek istedim. İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. 

Sonra ilk eşiniz Hasan ile tanıştınız.

Evet. Batı Berlin’deydik. Hasan çıktı karşıma, evlenme teklifi etti. Kabul ettim, benim için kurtuluştu. Türkiye’ye geldik. Ailem olsun istedim. Ben doğu kökenliyim. Bekareti olamayan kadına düzgün gözle bakmazlardı. Aile kurmak istedim bu nedenle. Kötü olan düzeni değiştimek istedim. İki buçuk yıl evli kaldım. Köyde Kahramanmaraş’taydık. Eşim Mersin’deydi, çalışıyordu. Ben ailesinin yanındaydım. Hamile kaldım. Şiddet orada da peşimi bırakmadı. KArnımda bebeğim varken kaynımdan dayak yedim, başka bir gün ise merdivenlerden yuvarlandım ve çocucğumu düşürdüm. Sonra boşandım eşimden. Kendi ayakalarım üstünde durmak istedim ve işe girdim. Bana “dul kadın çalışmaz” dediler aldırmadım, çalıştım ve ikinci eşim olacak o adamla tanıştım. Beni satan adam ile evlendim.

Bahri.

Evet Bahri.Akraba ziyaretine diye o şehir bu şehir senin gezdik. Büyüklerin yanına diye otelde buluyordum kendimi. Her gittiğim memlekette erkekler ile masada oturuyorduk. Ben hep bir bahane bulup odama çıkıyordum. O ortamda bulunmak istemedim. 26 yaşlarındaydım. Sorduğumda tokat atıyordu ve Bahri en sonunda beni geneleve sattı. 

Bahri hayatta mı şu an?

16 Mayısta 1996’da şöyle bir haber okudum. “Dostu tarafından vurularak öldürülen Ökkeş Bahri Yılmaz”. Hayat böyle intikam alıyor. Antep’te akrabalarım gördü fotoğrafını, yerde yatıyormuş. Ama o öldü kurtuldu. Bense o zamanlar 365 gün çalışıyordum ve her gün ölüyordum. 

Genelev nasıl bir yerdi?

Hep borcum vardı ve o borç asla kapanmıyordu. “Borcumu bitireceğim, buradan kurtulacağım” dediğim an yeniden borç çıkartıyorlardı. 40 gün çalıştığımda 500 milyon para kazanmıştım. “Yarısı senin, yarısı bizim” demişlerdi. Bir gün “borcum bitti, gideceğim” dedim. Bana “otur” dediler, oturdum. Elektrik,su, kuaför parası, muayene parası hepsi totalde haneme yazılmış. 220 milyon patrona verdim, bende kaldı 30 milyon. O borç hiç bitmeyecekti.

1996’da müşterim olan kişiyle düğün yaparak genelevden çıktım. Ama Ahmet de daha sonra beni Kıbrıs’a götürüp satmaya çalıştı. Küçük küçük kafeler vardır Kıbrıs’ta. “Otur” dedi bana Ahmet, oturdum. Kahve içiyordum.  10-15 dakika geçtikten sonra birisi geldi. Beni çağırdı, yanına gittim. “İçeri gir, seni çağırıyor” dedi. Gittim, bir baktım adam soyunmuş, bekliyor. Hemen bağırdım, polis geldi. Tacize uğradımı söyledim. Adamı hemen aldılar. Oysa Ahmet benim 6,5 yıllık kocamdı. Geneleve bir daha dönmemek için onunla evlenmiştim. Sicilim temizlensin diye ama sonradan öğrendim ki bu siciller silinmiyormuş. Bir kere vesika aldınız mı, üzerinize yapışıyor. 

Peki aileniz? Onlarla ilgili ne hissediyorsunuz?

Babamdan şiddet gördüm ama benden özür diledi. Onu kendi elimle mezara koydum. Benimle konuşmasa da arkamda o dağın var olduğunu biliyordum. Boşandıktan önce ve sonra babam bana hep para yollardı. Ben annem zannederdim ama sonradan öğrendim ki babammış. Canım acıyor mu, evet acıyor. Keşke bunları annem yapsaydı, beni sahiplenseydi, bana sarılsaydı ve beni yargılamasaydı. Keşke annem saçımı tarasaydı. Ben anneme hiçbir şey yapmadım, canını acıtmadım hiçbir şey yapmadım. 51 yaşındayım ve annem hala benim canımı acıtıyor. Onun için benim hiç çocuğum olmadı.Benim yaptığım ya da yapmadığım hiçbir şeyi çocuğuma yapmayayım diye. Biliyorsunuz, bir düşük yaptım. Oğlan çocuğu olduğunu hissediyorum. Hala oğlumu rüyamda görüyorum. Bedeni büyümüş ama bebek kafası. Bana hep aynı şeyleri söylüyor. “Anne beni buradan çıkar” diyor. Oysa beni hastaneye yetiştirselerdi, bebeğim kurtulurdu. Seneler sonra kayınvalidemi gördüm, helallik istedi benden ama etmedim, etmem, etmeyeceğim. Çocuğumun babasına da hakkım helal değil. Edilecek bir hak yok bende. Çalınan haklarım var. Benden çalınan ergenliğim var, çocukluğum var, genç kızlığım var. Hayata tutunuşum daha farklı o yüzden. 

Peki yaşadıklarınızdan sonra nasıl yeniden hayata tutundunuz?

2007’de milletvekilliğine adaylığımı koydum, kamuoyu oluşturmak için. Geneleve satılmış hayatsız kadınlar adına aday oldum. Bu kadınların var olduğunu göstermek için. Ondan sonra kitabım çıktı. Ödüller aldım, belgeselim çekildi. 2007-2014 arası hep hayatla mücadele verdim. Evsizlere yönelik bir şeyler yapalım, çorba dağıtılım diye düşündüm. İki seneye yakın bir süre bir fiil çorba yapıp dağıttım. Beyoğlu, Beşiktaş, Köprüaltı. Benim çorba yapıp dağıtmamın amacı çok farklıydı aslında. Bir sıcak çorba için açlıktan, sapkınlıktan uzak kalsınlar diye, önlerini kesmeye çalıştım.  Annesinden ayrılan çocukları ailesine kavuşturduk. Bugün ise bir derneğimiz var. Hayata Sarıl Derneği. Bu derneğin kurulmasıyla birlikte de Hayata Sarıl Lokantası’nı açtık. 2 Kasım 2017’e kadar 26.675 tabak yemek verdik evsizlere. Size göre ne kadar güzel, bana göre hiç güzel değil. Ne kadar tabak çoğalırsa, o kadar çok evsiz var düşüncesi aklımdan çıkmıyor. Burada çalışanlar sokaktan aldığımız kişiler. Çalışanları sokaktan seçiyoruz. Mezun ettiğimiz öğrencilerimiz var. Şu an mutfakta size yemek hazırlayacak olan evsiz bir erkekti.  Bana tecavüz eden de bir erkekti. Babam da bir erkek, bana gelen müşteriler de erkek, beni genel eve satan da bir erkek. Bunları eğiten kimdi? Bir anneydi. Ben bu düzeni değiştirmek istiyorum. Ben, bana yapılmayanı insanlara yapıyorum. Bu yaşadığım hayat karşısında ruhum ise  “Ben buradayım. Geçmişimle gömülmeyeceğim, yaptıklarımla gömüleceğim” diyor. Daha dik ve onurlu bir hayat yaşayarak.